ali tanık ;

livata ve zina

Livata ve zina yapan insan, tövbe edip bir daha bu fiili yapmazsa Allah (cc) bu kimseye rahmet eder mi? Bu soruyu şunun için soruyorum: Allahu Teâlâ livatanın habis (çirkin) bir iş olduğunu bildiriyor (Enbiya 74). Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: “Livata yapan melundur”. (İ.Ahmed). “Hanımı ile livata eden melundur”. (Şir’a). “Bir erkeğin veya kadının dübüründen ilişkiye girene Allah rahmet etmez”. (Tirmizî)
Cevap

Bu soruyu soran epeyce izleyicimizin olması, iyi şeylerin habercisi değil. Önce bunu tespit etmemiz ve böyle çirkin fiillerden Allah’a sığınmamız gerekir.

Livata: Lût kavminin yaptığı çirkin fiilin adıdır. Onlar normal cinsel ilişkiyi bırakarak, kendi hemcinsleriyle ters ilişkilere girmişlerdi. Bu yaptıklarını Kuran-ı Kerim takbîh ederek anlatır.

Bu çirkin fiil bu gün homoseksüellik, geylik, ibnelik diye bilinen cinsel sapıklıktır. Hz. Lût, kendi kavminin bu çirkinliklerine engel olamamıştı ve bunun sonucunda da onlar toptan Allah’ın gazabına uğrayarak helak olup gittiler. Bunun anlamı, aynı ahlaki çöküntünün bu gün için de aynı sonuçlara götüreceğidir. Günümüzde bazı kavimler bu fiili yapmalarına rağmen hala ayakta iseler, bunu da bu sapıklığın henüz ilahi gazabı çekecek dozda işlenmiş olmamasııyla açıklayabiliriz.

Sizin de işaret ettiğiniz gibi, Hz. Peygamber’in (sav) bu konuda pek çok hadisi şerifi vardır. Mesela o şöyle buyurmuştur: Ümmetim için en çok korktuğum şeylerden birisi, Lût kavminin yaptıklarını, yani livata yapmalarıdır”. “Bir insanın hanımına arkasından yaklaşması da küçük livatadır”. “Allah bir kadına ya da erkeğe arkasından yaklaşana rahmetle bakmaz”. Bu kadar kötü anlatılan bir fiilden elbette bütün Müslümanların iğrenmesi ve kaçınması gerekir. Ama Batı medeniyetinin meyvelerinden olan sınırsız bireysel özgürlükler, insanın arzuladığı her şeyi yapmak istemesi, mahremiyet sınırlarının tanınmaması, nefsin arzularının hayat ölçüsü, yani ilah kılınması maalesef bu filin ülkemizde de yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Böyle bir hastalığa yakalananlar da bun bir daha vazgeçememektedirler.

Böyle insanlar ne yapmaları gerektiğini bize soruyorlar. Sanırım bunun için alınacak en önemli tedbirlerin başında, bütün samimiyetiyle Allah’a sığınmak ve kendisini bu beladan kurtarması için gece gündüz dua etmek gelir. Sonra iradesini kullanıp, bundan vazgeçme kararlığında olduğunu göstermelidir. Evli değilse evlenmelidir. Arkadaş çevresini değiştirmelidir. Allah belki de bu sebeple bize: “sadık/dürüst insanlarla birlikte olun” diye buyurmaktadır. Gerekirse bulunduğu mekanını ve ilini dahi değiştirmelidir. Bu da bir hicrettir ve Efendimizin ifadeleriyle, aslında en önemli hicret, günah fiilleri terk edebilmektir. Bu hastalık için böyle bir hicrete değer. Hatta insan bunun için evini yurdunu ve işini terk etse yeridir.

Böyle bir günahın tövbesine gelince: Buna şu ayeti kerime ile cevap vermemiz güzel olur: “De ki, ey kendi aleyhlerine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder. O çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Size azab gelip çatmadan ve artık yardım göremeyeceğiniz zaman gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O’na boyun eğin” (Zümer 39/53-54).

Allah (cc) bütün günahları affederse elbette bunu da affeder. Yeter ki tövbe edilmiş olusun. Tövbe, dönmek demektir. Kişinin sonradan bulaştığı günahtan ve kötü durumdan, iyi ve günahsız olan aslına dönmesinin adıdır. Bu dönüşü yapması halinde tövbesinin kabul edileceği kesindir. Hatta kabul edilmeyeceğini düşünmek bile günahtır. Ama eğer kötü fiil tekrarlanıyorsa demek ki dönme henüz gerçekleşmemiştir. Ne zaman dönüşsüz bir vaz geçme olursa dönme, yani tövbe de o zaman gerçekleşmiş olacaktır. Öyleyse böyle olan insanların da Allah’ın rahmetinden ümit kesmeleri anlamsızdır, hatta günahtır. Yeter ki, böyle bir vazgeçmeyi/tövbeyi başarabilsinler

, Faruk Beşer