fethi zafer;

Ruhlar Alemi ve Cennetin Dereceleri

Cennette de dereceler var sanırım, değil mi? sormak istediğim şey, her insan dünyaya geldikten sonra potansiyel olarak cennetin peygamberlere özel makamları dışındaki en yüksek zirveye çıkmaya muktedir midir? Farklı yerlerde ve farklı imkânlara sahip insanların o zirveye ulaşmada karşılaşacakları zorluklar aynı mıdır? Birine kolay gelen yol diğerine zor gelebilir mi? Yani ben zenginlikle imtihan edilseydim daha başarılı olurdum diyen kişi nerde yanlış yapmış olur? Bunu sormaya hakkımızın olmadığını biliyorum sadece bundaki hikmeti öğrenmek istiyorum. Bir de değerli hocam müsaadenizle şunu da sormak istiyorum. Ahiret bizim için dünyadaki hayatımızın bir karşılığı olacak. Yani burada zerre kadar iyilik ya da kötülük, ne yaparsak Allah mükâfatını ya da cezasını verecek. Acaba dünyadaki yapıp ettiklerimiz, dünyaya gelmeden önce hatırlamadığımız bir dönemin mi sonucudur? Mesela Allah ruhları yarattığı zaman ben sizin rabbiniz değil miyim diye sorduğunda biz de ruhlar âleminde bunu tasdik ettik. Burada ki kabul ediş bütün ruhlar tarafından aynı kırat ya da aynı samimiyette midir? Yani evliyadan bir zatın tasdiki ile sıradan bir insanın tasdiki aynı mıdır? dünyada Allah’ın ekstra lütfuna mazhar olanların bu özelliği, ruhlar alemindeki tasdiklerinin samimiyet derecesinin yüksek olmasından mıdır?
Cevap

Doğrusu bu kabil soruların net ve kesin bir cevabının olduğunu sanmıyorum. Böyle bir cevap akılla ve kıyasla da bilinmez. Ancak Kitapta ve sünnette bir açıklama varsa o cevap sayılır. Böyle bir açıklama olduğunu da bilmiyorum. Bildiğimiz şeyler şunlardır:

Allah Alîm’dir, her şeyi bilir. Hakîm’dir, her yaptığı hikmetlidir, abes değildir ve yerli yerindedir.

Sizin de dediğiniz gibi, insanlar yaratılmadan önce bir ruhlar alemi (alem-i ervah) dönemi geçmiştir ve o alemde Allah ruhları karşısına alıp bizim mahiyetini bilmediğimiz bir sözleşme ile kendisinin Rab olarak tanınacağı sözünü onlardan almıştır. Belki de bu sözleşme ruhların ilk yaratılışta böyle bir kabiliyette ve tabir caiz ise böyle bir formatta yaratılmış olmalarıdır. Orada ruhların Allah’ın Rab oluşunu kabul etmeleri arasında bir farklılığın olması da düşünülemez. Öyle olsaydı bazıları da bu sözleşmeyi kabul etmediklerini açıkça söylerlerdi. Zaten ruhun bir bakıma Allah’tan olan bir hayat özü olduğunu düşünürsek, böyle bir farklılığın olmaması gerektiğini de anlamış oluruz.

O halde ruhlar âleminde iken cennete liyakat / hakediş bakımından bir farklılık olmamalıdır. Ancak ruhlar bu bedene girdikten ve dünya hayatına geldikten sonra, insanın elinde olan ve olmayan sebeplerden ötürü pek çok farklılıklar oluşacağı için her insan farklı bir kulvardan yarışa başlamış gibi olur ve bunun sonucu da doğal olarak farklı olur. Sonra bizler amellerin derecelerini ölçebilme bilgisine sahip değiliz. Bir işin yapılmasındaki niyetten tutun, ihlas ve samimiyete, içtenliğe, yapılışındaki temizlik ve mükemmelliğe göre o işin karşılığı da farklı olacaktır. Bizim bunu hesap etmemiz mümkün değildir. Allah’ın hangi amele ne kadar sevap yazacağını, onun katında neyin ne kadar değerli olduğunu da biz bilemeyiz. Bazen o bize göre küçücük bir amele, kişinin samimiyeti ve içtenliği, ya da safi Allah için yapmış olması sebebiyle çok büyük karşılıklar verebilir. Bildiğimiz şey, yaptıklarımızı mükemmel ve safi Allah rızası için yapmış olmamızın karşılığı artıracağından ibarettir. Allahu alem.

, Faruk Beşer

ruh, cennet, ihlas