yazılar

kalem ve kelam  -  indeks listesini göster

Kaderin anlaşılması bir yönüyle çok kolaydır, bir yönüyle de çok zordur ve kader adeta imanın sihirli şifresidir. Kaderin imanla anlaşılması, akılla anlaşılmasından daha kolay olsa gerektir. Ya da sonuç aynı kapıya çıksa da, kaderi inanarak anlamak, onu anlayarak inanmaktan daha kolaydır. Ama yine de aşağıda vereceğimiz bilgilerle kaderin akılla ilgili yönünü bir nebze anlayabileceğimizi sanıyorum:

Kader kelime anlamı bakımından, miktar, ölçü ve muktedir olma/güç yetirme demektir. Yani her olan şey, bir ölçüye ve hesaba göre, planlanarak olmakta ve muktedir birisi tarafından oluşturulmaktadır. Hiçbir şey rast gele, kendiliğinden, ölçüsüz ve hesapsız olmamaktadır. Her şey önceden yapılan bir hesapla ve bir sebeple olmakta ise, demek ki Allah (cc), olacak olan her şeyi biliyor, her şeye gücü yetiyor. Hiçbir şey O´nun bilgisi ve isteği dışında olamaz.

Şimdi buna göre bütün varlık aleminde olup biten şeyleri düşünelim: Bunların yüzde doksan dokuzdan fazlası hep bizim irademizin ve gücümüzün dışında doğup gelişen ve bizim hiçbir dahlimizin olmadığı şeylerdir. Yağmur, fırtına, gece, gündüz, dünyanın ve yıldızların seyirleri, otların, canlıların büyümesi, dağlar, denizler, iklimler, bitki ve hayvan çeşitleri gibi daha aklımıza gelen ve gelmeyen milyarlarca varlık ve varoluş tamamen bizim irademizin ve gücümüzün dışında olan varoluşlardır. Bunlara biz ya hiç müdahale demiyoruz, ya da hesaba katılmayacak kadar az müdahale edebiliyoruz.

Şimdi de irademizin kısmen karıştığı dünyaya bakalım. Mesela uçakla uzun bir yolculuğa çıktığımızı düşünelim. Hareketimiz uçağın içi ile sınırlıdır. Oysa uçağın geniş bir planlanması vardır. Rotası, hızı ve yüksekliği bellidir. Havanın kaldırma gücü ve uçağın bunu kullanması, bunun için çalışan motorlar hep yolcular olarak bizim dışımızda olan şeylerdir. Yani biz uçakta iken bu büyük devinimin içinde ancak küçücük hareketler yapabilmekteyiz. Şimdi uçağın yerine dünyayı koyalım, onda olup bitenlere bizim katkımızın o kadar da olmadığını göreceğiz. Ya da asansörle on beş katlı bir binaya çıktığımızı düşünelim. Biz asansörün içerisindeyiz ve onun belli bir çalışma sistemi vardır. Bu sistem bizim dışımızda, bize göre güçlü ve bilen birileri tarafından kurulmuş ve kendi düzeneğine göre çalışmaktadır. Biz asansöre bineriz, gideceğimiz katın düğmesine basarız, asansör de orada durur. Ama onun çalışmasında ve orada durmasında bizim katkımız sadece düğmeye basmaktan ibarettir. Ya da bir bilgisayar oyunu düşünelim: Oyunu hazırlayanlar, bizim tercihlerimize diyelim ki, yüz tane ihtimal koymuş olsunlar. Biz hangi düğmeyi tıklarsak bu ihtimallerden birisi gerçekleşir. Yani bir bakıma onlardan birisini seçmek bizim elimizdedir, ama bu ihtimallerin dışına çıkma şansımız ve gücümüz olmadığı gibi, seçtiğimiz ihtimali oluşturmak da bizim elimizde değildir. Biz sadece onun oluşması için bir tercih kullanıp düğmeye basmışız hepsi okadar. O dümeye bastığımızda o sonucun oluşması bile önceden belirlenmiş ve düzenek ona göre kurulmuştur.

Şimdi de kendi vücudumuza gelelim: Orada olup biten şeylerin de çoğundan bizim haberimiz yoktur ve çoğu bizim elimizde olmadan olup bitmektedir. Kanımızın deveranını, gözümüzün görmesini, hücrelerimizde olup biten ve bizim farkında olmadığımız milyonlarca eylemi, acıkmamızı, korkmamızı, hatta yediğimiz yemeğin sindirim sistemindeki seyrini düşünelim. Yediğimiz bir lokmanın bile, kendi irademizle ağzımıza koyup yutmamız dışında, başına gelen serencamı bilmiyoruz ve bunu biz kendimiz yönlendirmiyoruz, yönlendiremiyoruz. Bunların ve bunlara benzer sonsuz oluşumun, bizim irademiz ve katkımız olmadan gerçekleştiğini görüyoruz. Bütün bu olup bitenler hep bir kadere ve bir ölçüye göre olmakta ve hepsi Allah tarafından, taa ezelden bilinmektedir. Sadece bilinmekte değil, aynı zamanda hep O´nun tarafından planlanmış ve birer sebebe bağlanmışlardır. Her bir olay bu plan ve takdire göre oluşmaktadır. İşte kaderin bir anlamı budur. Buna inanmamız ya da inanmamamız bu oluşumu hiç değiştirmez. Ama bütün bunların her şeye gücü yeten bir Allah tarafından ve bir hesap ve kitapla gerçekleştirildiğine inanmak insanı mümin kılar, ona huzur verir, onu kaostan ve belirsizlikten kurtarır. Onu tedbir almaya ve bu oluşumun sırrını çözmeye sevkeder. Bu sebepledir ki, “men âmene bil-kader emine mine´l-keder”, “kadere inanan kederden kurtulur” demişlerdir.

Bizim irade alanımıza gelince; orada olmasını ya da olmamasını istediğimiz ve irademizi ve gücümüzü buna göre kullandığımız şeylerin oluşması da sadece bizim irademize bağlı değildir. Bunların da başka pek çok sebebi vardır ve bizim irademiz ve gücümüz bu sebeplerden sadece birisidir. Bu yüzden bizim irademizi kullanmamıza ve istememize rağmen, istediğimiz gibi olmayan pek çok şey vardır. Ama elbette istediğimiz ve irademizi yönlendirdiğimiz şeylerin öyle sonuçlanmasının bir sebebi de biziz ve biz, işte sadece irademizi öyle yönlendirmemiz ve gücümüzü öyle kullanmamız sebebiyle hesaba çekileceğiz. Çünkü kaderin böyle oluşmasında bize Allah bir dileme ve müdahale edebilme gücü ve iradesi verdi ve iyi ile kötüyü de gösterdi. Ama yine de bu alanda olup bitenlerde bile bizim katkımız çok azdır ve bu tıpkı bir lambanın yanmasında düğmeye basmamız gibidir. Lambayı yakan, cereyanı oluşturan, ona o gücü veren, onunla aydınlatan biz değiliz, ama biz yine de onun yanmasında az da olsa bir irade ortaya koyduğumuz için bundan sorumluyuz. Çünkü irademizi düğmenin açılmasından yana kullanmasaydık lamba yanmayacaktı.

Durum böyle olmakla beraber yine de Allah ezelden beri bizim irademizi hangi yönde kullanacağımızı biliyordu ve bizim müdahale ettiğimiz olaylar dahi yine O´nun bilgisi dahilinde oldu. Çünkü zaman, sadece bize göre bir keyfiyettir ve Allah için gelmiş, gelecek diye bir şey yoktur. Bize göre her şekliyle zaman, O´nun önünde ezelden beri hep şu andır ve O her şeyi önünde şu an olarak görmektedir.

Şimdi tekrar düşünelim: Bizim sebebimizle oluşan şeylerin oluşma sebebi biz değil miyiz? Bu şeyleri biz öyle değil de böyle isteyemez miydik? Buna evet diyebiliyorsak, öyleyse biz bunlardan sorumlu olmalıyız? Allah´ın onları ezelden biliyor olması, bizi zorlayan sebep değildir ve biz her şeyin nasıl olacağını da bilmiyoruz: Şu halde irademizi kullanmak ve sonucun iyi olmasını belirlemek bizim hem imkanımız hem de görevimizdir. Görevimizi yapmaz ve imkanımızı kullanmazsak sonuçtan hesaba çekiliriz. Ama yine de bütün bunların hepsini Allah ezelden beri biliyor. Fakat O bildiği için biz öyle yapmak zorunda değiliz, aksine biz öyle yapacağımız için O öyle biliyor. Öyleyse bizim irade alanımız içerisinde kaderimizi, bir anlamda biz kendimiz belirliyoruz, Allah da (cc) da öyle yaratıyor demektir. Yani bizim yapıp ettiklerimiz dahi bir kader/ölçü ve sebeple oluşmaktadır. “

Kadere biz müdahale edemeyiz, Allah ne yazmışsa öyle olur. Olup bitenlerde bizim hiçbir dahlimiz yoktur. Biz çabalasak da çabalamasak da aynı şey olacaktır” şeklindeki bir kader anlayışını biz Cebriye diye isimlendirir ve bunun sapık bir inanış olduğunu söyleriz. Bunun Batıdaki karşılığı muhtemelen Deizm´dir ve Deizme göre tanrı kainatı yaratmış, onun içine mükemmel kanunlar ve sistemler yerleştirmiş ve onu kendi haline bırakmıştır. Artık tanrı ona hiç müdahale etmez ve o kendiliğinden, kurulduğu gibi çalışır. Çalışması tıpkı bir makine gibi mekaniktir.

Oysa sağlıklı kader anlayışında insanın gücü, iradesi ve katkısı vardır ve o bu katkıya göre sonuç bulacaktır.

Hz. Ömer´in çok basit gibi görünen şu cevabı aslında kaderi çok güzel anlatmaktadır: O ordusu ile bir seferde iken, salgın hastalık bulunan bir kasabadan uzaklaşılmasını ve oraya girilmemesini emretmişti. Bunun üzerine bir sahabînin: “Allah´ın kaderinden mi kaçıyoruz?” demesi üzerine de: “Evet, Allah´ın bir kaderinden diğer kaderine kaçıyoruz” diye cevap vermişti.

Şimdi de bizim irademize bağlı olan ve olmayan iki olayda, kadere inanmanın ve inanmamanın sonuçlarına bakalım: Diyelim ki karayoluyla Ankara´ya gidiyorduk ve bir yerde toprak kayması olmuş ve yol tıkanmış olsun. Bunda bizim irademizin, en azından yakın mesafede hiçbir dahli yoktur. Kadere inanıyorsak şöyle deriz: Takdiri ilahi böyle tecelli etti. Bu böyle olacaktı ve oldu. Bu olay bir tesadüf değildir, bunun belli sebepleri vardır ve Allah (cc) bu sebeplerle bu olayı şu anda ve bu şekilde gerçekleştirdi. Bunun aksinin olması mümkün değildi. O halde bağırıp çağırmamıza hiç gerek yok. Üzülmeyelim ve şu anda ne yapılması gerekiyorsa, bizim irademize bağlı olan, bize düşen neyse onu yapalım.

Kadere inanmıyorsak tepkimiz muhtemelen şöyle olacaktır: Allah kahretsin! Nereden geldi bu bela başımıza! Sana ben bu gün yola çıkmayalım demedim mi? Mahvolduk, Allah cezanı versin!

Şimdi de sorumuzu soralım: Bu olayı kadere bağlamının zararı nedir ve bu iki tavıralıştan hangisi insanın yararınadır?

Bir de bizim irademize bağlı bir olay düşünelim: Farzedelim ki, Adapazarı´nda temelleri, malzemesi ve işçiliği sağlam olmayan bir ev yaptık ve –Allah korusun- 6 şiddetinde bir depremle evimiz yıkıldı. Bu durumda kadere inanan bir insanın tavrı şu olur: Bu bir takdiri ilahi idi ve bu şartlarda olmaması mümkün değildi ve oldu. Şu halde dövünüp çığlık atmamıza gerek yok. Olayı geri götüremeyiz. Şimdi bize düşen şey, sabretmek ve Allah´tan gelen ne ise ona razıyız demek ve ona göre tedbir almaktır. Ancak bu kaderimizde bizim ihmalimiz vardır ve Allah bu kaderi büyük ölçüde bizim oluşturduğumuz sebeplere göre çizmiştir. Artık giden geri gelmez ama bir daha böyle bir kaderle karşılaşmamak için ihmal ettiğimiz görevlerimizi yapmalı ve bu musibeti sonuç veren sebepleri değiştirmeliyiz. Çünkü onları değiştirmek bizim elimizdedir. Ta ki Allah (cc) bize bundan sonra ihmalimize göre değil, dikkatimize göre bir kader versin.

Bu olayda kadere inanmayan bir insanın da tavrı şöyle olacaktır: Bunun adına kader diyorsunuz! İhmallik edip evimizi başımıza yıktınız! Bundan daha büyük depremlerle bile Japonların evleri niçin yıkılmıyor? Bu bizim kaderimiz olamaz!

Şimdi de bu iki tavrı sonuçları bakımından düşünelim, hangi tavır daha faydalı ve akıllıcadır? Eğer burada kadere inanan insan, bu sonucu değiştirmek hiç bir surette mümkün değildir, Allah´ın takdir ettiği şey ne ise o olacaktır. Bizim bir şey yapmamız ya da yapmamamız sonucu değiştirmez diye inanıyor idiyse, bu zaten sapık bir kader anlayışıdır. Ama böyle değil de, bu olayda insan iradesinin, çabasının ya da ihmalinin böyle bir kaderin sebeplerinden biri olduğunu görebiliyorsa, bu insan geçmişe üzülerek yıkılmayacak ve geleceğin de tedbirini alacak demektir. Yani olana üzülmeyecek, sabredip sevap alacak, olacak olanın da gereğine bakacaktır. İnanmayan insan da muhtemelen geleceğin tedbirini alacak ama geçmişi hatırlayarak kahrolacak, dövünecek ve isyan edecektir. Sonuçta bunun zararı da yine kendisine dönecektir. Şimdi ahiret günündeki hesaplarını bir yana bırakarak düşünelim, sadece dünya ölçüleriyle bile kadere inanan mı, yoksa inanmayan mı daha kârlıdır? Öbür alemdeki kurtuluş ise inanmakladır, inanmayanın akibeti kötüdür.

Öyleyse kader vardır ve kadere inanmak, hiçbir bakımdan zararlı olmadığı gibi, ilave olarak insana huzur ve rahatlık verir. Bütün bunların ötesinde kadere sağlam ve olması gereken şekildi inanan insan, sadece tedbirinin ve sebeplere yapışmasının değil, bu imanının da karşılığını alacak ve dünyada dahi diğerinden fazla olarak Allah´ın yardımını yanında bulacaktır. Bunların öbür alemdeki sonuçları ise birbirleriyle kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Öyleyse niçin kadere inanmayalım, ya da yanlış bir kader anlayışına saplanalım?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

bu yazıya ait 17 yorum var

comment addKendi yorumunu ekle

arrow

  • 1 |

    ALLAH razı olsun sizden

    14.06.2008 tarihinde , serhat demiş ki

    selamlar sevgili hocam ben im medrese hayatım olmasına rahmen kısmi olarak yüzeysel çelişkiler yaşamaktayım ama üzelikle kader konusuyla ilgili beni % 100 olmasada yararlı olacak şekilde bilgilendirdiniz ALLAH sizden razı olsun sayfaları geziniyordum tesadüf etiniz bir vesile oldunuz demek gerek ...selam ve muhabetlerimle .

    vote 4.2 Katılıyor musunuz?  evet (169)  /  hayır (238)

  • 2 |

    ALLAH RAZI OLSUN

    16.07.2008 tarihinde , serdar demiş ki

    HOCAM GERCEKTEN YÜCE RABBİM SİZDEN BİR DEĞİL BİNKERE RAZI OLSUN.COK GÜZEL ACIKLAMŞISINIZ.ALLAH;A EMANET OLUN.

    vote 5.5 Katılıyor musunuz?  evet (244)  /  hayır (200)

  • 3 |

    ÇOK MANTIKLI

    02.09.2008 tarihinde , yücel demiş ki

    Allah razı olsun bu konu hakkında çok fazla kafamız bulandırılıyordu. Çok yalın ve bana göre çok doğru anlatım olmuş sağolun.

    vote 6.2 Katılıyor musunuz?  evet (225)  /  hayır (139)

  • 4 |

    kadere iman

    02.09.2008 tarihinde , Hüseyin demiş ki

    SELAMÜNALEYKÜM HOCAM ÇOK GÜZEL BİR MAKALE OLMUŞ AÇIK VE ANLAŞILIR VE BİR KONUDA ANCAK BU KADAR ÖRNEK VERİLEBİLİR ALLAH SİZİ KENDİSİNDEN RAZI OLAN KULLARINDAN EYLESİN.AMİN.HOCAM BİZLERE DUA EDİN İNŞALLAH SELAMÜNALEYKÜM

    vote 6.1 Katılıyor musunuz?  evet (212)  /  hayır (133)

  • 5 |

    teşekkür

    06.09.2008 tarihinde , necati koçak demiş ki

    Sn.Prof.Dr. Faruk BEŞER Hoca'ya herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir üslupla kaleme aldığı şu makale için çok teşekkür ediyorum.Öğrencilerime bu makaleyi okumalarını tavsiye edeceğim.

    vote 5.4 Katılıyor musunuz?  evet (221)  /  hayır (187)

  • 6 |

    kader

    08.09.2008 tarihinde , Muhsin demiş ki

    selamun aleyküm hocam öncelikle islam için yapmış olduğunuz böyle güzel hizmetler için size sonsuz teşekkür ederim.Kader konusu gerçekten çok tartışılan ve birçok insanın kafasını karıştıran bir sorundur.Bazı hocalar kaderin olduğunu ancak iman esası olmadığını ifade ediyorlar.kaderin iman esası olup olmadığını nasıl bileceğiz?

    Aklın olduğu yerde kader söz konusu değildir sözü ne kadar doğrudur?

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    Allah diyor ki, biz her şeyi bir kaderle yarattık

    Allah diyor ki, Başınıza gelen hiç bir şey yok ki, Biz onu önceden yazmış olmayalım.

    Allah diyor ki, biz olmuş olacak her şeyi biliriz

    Peki kadere iman nasıl imanın şartı olmaz?

    vote 5.0 Katılıyor musunuz?  evet (207)  /  hayır (211)

  • 7 |

    Çok beğendim

    10.09.2008 tarihinde , erdem demiş ki

    çok iiii çok beğendim bünyamin hocaya teşekkürler arkadaşlar tavsiye ederim selamlar horasan

    vote 4.7 Katılıyor musunuz?  evet (211)  /  hayır (234)

  • 8 |

    düşüncem

    16.09.2008 tarihinde , erdem demiş ki

    biz bu konuyu derste işledik ve buradada okudum daha iyi anladım 8 d sınıfındayım bünyamin hocama teşekkürler

    vote 5.3 Katılıyor musunuz?  evet (190)  /  hayır (169)

  • 9 |

    kader

    13.11.2008 tarihinde , teber demiş ki

    hersey için saolun allah razi olsün çok yrd. oldunuz hadi hayırlı gunler selametle kalın

    vote 4.9 Katılıyor musunuz?  evet (225)  /  hayır (236)

  • 10 |

    Allah razı olsun

    14.11.2008 tarihinde , ibrahim demiş ki

    daha önce kader konusunda fazla araştırma yapmadıysam da birkaç kişiden bu konuda bilgi almıştım. ama kafam çok karışmıştı bu yazıyı okudum gerçekten çok güzel.. özellikle benzetmeler çok güzel. Allah sizden razı olsun

    vote 6.1 Katılıyor musunuz?  evet (207)  /  hayır (132)

  • 11 |

    Galantus Süper Olmuş

    30.11.2008 tarihinde , ahmet can demiş ki

    elinize saglık süperr olmuş zaman48

    vote 4.7 Katılıyor musunuz?  evet (150)  /  hayır (169)

  • 12 |

    KADER

    07.12.2008 tarihinde , sadık demiş ki

    İnsanın iradesi kederi değiştirmiyorsa o zaman,irademizin ne anlamı olabilir,madem kaderimiz yazılmış,o zaman irade denilen şey nedir?İrade kaderle mukayese edilebilir mi?Daha doğrusu irade ile kader farklı şeyler değil mi?

    vote 5.5 Katılıyor musunuz?  evet (167)  /  hayır (137)

  • 13 |

    çok güzel

    17.12.2008 tarihinde , fırat tuzlugöl demiş ki

    bu konular tam bizim derslerimizle ilgili çok güzel ve açıklayıcı

    vote 6.1 Katılıyor musunuz?  evet (151)  /  hayır (96)

  • 14 |

    güzelll

    09.01.2009 tarihinde , semanur demiş ki

    konuyu çok güzel açıklamışsınız ,verdiğiniz örneklerle konuyu daha açık bir şekilde anlatmışsınız ama bence bu örneklerden bazılarının bulunması bence gereksiz ama yinede yazınız güzeldiii

    vote 5.3 Katılıyor musunuz?  evet (58)  /  hayır (51)

  • 15 |

    kadersiz kader

    23.04.2009 tarihinde , agnostik vehbi demiş ki

    nasıl oluyorda özgür bir irade allah tarafından biliniyor?o zaman özgür irade diye birşey olmaz ki.yüzde 1 bile bilse gene özgür irade olamaz.hayır bilip bilmiyor gibi yapıyorsa bu sefer allahın kendisini sorgulaması gerekir.sürekli zaman kavramından bahsediliyor. ezelde bilinen ya da yazılan şey allah tarafından yazılmış ama bizim yapmamızı beklediği eylemleri bilmesi çünkü o yazdığı için makul ama o yazdığı için paradoks.ezelde kötülük yazılmışsa o yazmış demektir.herşey elimde ise iyi olsamda kötü yazılmış kader değişmez.değişiyorsa kader değişken.bu da mümkün değil.dedim ya bilip bilmiyor gibi yapması da yaradan için uygun düşmez..o zaman?tüm inananlara saygım sonsuz.ama unutulmasın ki inançsızlıkta bir inançtır.sanma bunu söylerken duyduğum kıvançtır.söyleyin bana arkadaşlar bildiğini bilmiyor gibi sorgulayan gerçekten bir ilahmıdır yoksa korkularımızın yarattığı bir silahmıdır?eğer din mantık dini ise ve fikirlere saygı olacaksa 26 yaşıma kadar müslüman olup şimdi vazgeçen beni umarım fikirlerimde samimi bulursunuz.ve şunu diyorum ki yüzde yüz inanıyorsan kul olunmalı yoksa kadere inat en samimi dualarımız 100 yaşında bile direkten döner.umarım bir yaradan vardır bunu en çok ben isterim.çünkü dünya çok rezil bir durumda ufak tefek güzelliklere rağmen.

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    Keşke elli yaşınıza geldiğinizde sizinle tekrar konuşma fırsatı bulabilsek. Bakalım o zaman bu amlınızı beğenecek misiniz? O halde hangi akıl doğruyu bulan akıldır?

    vote 4.8 Katılıyor musunuz?  evet (50)  /  hayır (55)

  • 16 |

    Allah razı olsun

    25.07.2009 tarihinde , KENAN UYSAL demiş ki

    Allah razı olsun güzel bir yazı olmuş kader bahsi ile ilgili bir tez çalışmam vardı iyi bir kaynak oldu çalışmalarınızın devamını dilerim

    vote 5.1 Katılıyor musunuz?  evet (24)  /  hayır (23)

  • 17 |

    kaza-kader

    06.11.2009 tarihinde , halim demiş ki

    benim anlamadıgım nokta.herkesin kaderi belli.biz ne kadar sonucu bilsekte gene bir çaba içindeyiz.fakat bizim yaptıgımız seçimler eger belli degilse,iki şıktan birini seçtigimizde kaderi nasıl degiştirmiyoruz .Yaptıgımız secim biliniyorsa ,o zaman secmek diye bir kavram yoktur.20627

    vote 5.0 Katılıyor musunuz?  evet (4)  /  hayır (4)

bu konuya yorum ekle

lütfen yorum yazarken form kurallarını dikkate alalım

arrow

  • *
  • *
  • *

lütfen * ile belirtilen alanları boş bırakmayın

  • Tamamı Büyük harflerden oluşan
  • Yasalara aykırı olan
  • Hakaret ve çok fazla dil bilgisi hatası içeren
  • Konu ile ilgisi bulunmayan
  • Ve HTML kodu giren yorumlar yayımlanmaz.
  • Bir konu için beş dakika içerisinde sadece bir yorum yazılabilir.
  • Yorumların hukuki sonuçlarından Faruk Beşer sorumlu değildir.