yazılar

kalem ve kelam  -  indeks listesini göster
Kaderle ilgili olarak geçenlerde gazetelerde aşağıdaki haber yayımlandı. Bu habere göre, olacak olan şeylerin önceden bilinebileceği ispat edildiği için kader de ispat edilmiş oluyordu. Yani olan, hatta insanın iradesiyle seçip yaptığı sanılan şeylerde bile aslında onun iradesinin bir etkisi yoktur. Dolayısıyla kader gibi, bizi önceden bağlayan bir program vardır. Bizim irademiz aslında bir yanılsamadan ibarettir. Önce kaderle ilgili olarak daha önce bu sitede uzunca bir değerlendirme yaptığımızı hatırlatalım: http://www.farukbeser.com/tr/5hb_0.asp?id=110 Sonra da haberi ve haberle ilgili yorumumuzu verelim: Haber şöyle: Bilim KADER´İ kanıtladı: Kader´in fiziksel kanıtı New Scientist dergisinde yayınlandı Bir atom parçacığının nerede ve ne hızda hareket edeceğini 43 saniye önceden tespit eden bir model geliştiren Hollandalı fizikçi Hooft, semavi dinlerin savunduğu kaderin varlığını bilimsel olarak da ispatladı (9 Mayıs 2006 Salı) Restoranda yemeğinizi bitirdikten sonra genelde bir garson yanınıza gelir ve "Tatlı veya çay alır mısınız?" diye sorar. Bir süre düşündükten sonra kararınızı verirsiniz. Diyelim ki böyle bir durumda çay içmeyi seçtiniz. Bunu özgür iradenizle mi yaptınız ya da zaten kaderinizde o çayı içeceğiniz yazıyor muydu? İşte bu ve benzeri sorular, modern insanın var oluşundan bu yana gündeme geliyor. Din adamları, siyaset bilimciler ve davranış uzmanları; yüzyıllardır "insanın davranışlarını kader mi yoksa, özgür iradenin mi belirlediğini" tartışıyor. Semavi dinler elbette kader kavramının varlığına işaret edip evrendeki tüm varlıkların kontrolünün Tanrı´ya ait olduğunu vurguluyor. Bilim dünyası ise somut olarak ispatlanamadığı için kadere şüpheyle yaklaşıyor. Örneğin 1926´da kuantum fizikçisi Werner Heisenberg belirsizlik ilkesini ortaya atarak, "Evrendeki bir atomun yerini ve hareketliliğini aynı anda bilmek imkansızdır" dedi. Bu özetle şu anlama geliyordu; "Eğer aynı anda bir atomun konumu ve hareketleri ölçülemiyorsa, bu atomun gelecekte nerede olacağı ve nasıl hareket edeceği bilinemez." Yani Heisenberg´e göre atomlardan oluşan kainattaki nesnelerin hareketleri önceden belli değilse, o zaman kader kavramı da bilimsel verilerle açıklanamaz. Ancak Nobel ödüllü Ge-rard Hooft´un geçtiğimiz günlerde sonuçlandırdığı 10 yıllık araştırma, kader kavramına karşı çıkan bilim adamlarının dayanak gösterdiği teoriyi çürüttü. New Scientist dergisine kapak olan araştırma kapsamında Hooft, "Bir parçacığın nerede ve ne hızla hareket ettiğini" aynı anda tespit etme olanağı sağlayan bir model geliştirdi. Hooft, bir atomun 43 saniye sonra nasıl hareket edeceğini önceden bilme kapasitesine ulaştı. Araştırma bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. New Scientist tarafından dünyanın en iyi matematikçileri arasında gösterilen John Conway ile Simon Koc-hen, araştırmayı "özgür irade" kavramının ölümü olarak yorumladı. Princeton Üniversitesi´nde görev yapan Conway şöyle konuştu: "Eğer Hooft gibi bir insan atomun konumu ve hareketini aynı anda tespit edebiliyorsa, üstün bir zekaya sahip olan bir varlık evrendeki tüm parçacıkların etkileşimini takip edebilir. Bir başka deyişle özgür irademizle yaptığımız seçimlerin belirsizliğinin ardında belirleyici bir düzen vardır." Kochen konuyu daha basit terimlerle anlatarak, "Önünüze bir dilim çikolatalı, bir dilim çilekli kek getirildiğini düşünün. Çikolatalı keki yemeye başladığınızda, bunun kendi seçiminiz olduğunu düşünüyorsunuz. Oysa ki çikolatalıyı yiyeceğiniz zaten belliydi. Biz özgür olduğumuz düşünüyoruz. Eğer Hooft´un modeli hatalı değilse özgürlüğümüz sınırlı bir ilüzyondan ibaret olabilir" dedi. Princeton Üniversitesi´nin felsefe uzmanı Hans Halvorson ise "Ne olursa olsun, kader ve özgür iradeyi sadece fizikle açıklamaya kalkmak doğru olmayabilir. Özgür irade konusunda fiziğin de cevap veremeyeceği sorular var" diyerek konunun zamana bırakılması gerektiğine işaret etti. http://www.nethaber.com/?h=54407 Bizim yorumumuz: Gerçekten böyle bir bilimsel tespit yapılabilir mi? Bu konuda müminin tavrı nasıl olmalıdır? Önce şunu söylemeliyiz ki, iman alanı “gayb” alanıdır, “alem-i gayb”dır. “Müminler Allah´a gıyaben inanırlar”. Oysa bilimin alanı “âlem-i şehadettir”, duyularla algılanan alandır. Dolayısıyla bilim iman alanındaki bir gerçeği ispat edemez, ama aynı zamanda yanlışlayamaz da. Bu sebeple bilimin kaderi ispat etmesi mümkün olamaz. Kaldı ki bilim bu gün doğru olarak gördüğü bir sonuca yarın yanlış da diyebilir. Nitekim bu haberde de söylendiği gibi, bilim bir süre önce “bir atomun yerini ve hareketliliğini aynı anda bilmek imkansızdır” derken, bu gün, aynı anda değil, bir süre önce bile bilmek mümkündür demektedir. Yarın da muhtemelen başka şey söyleyecektir. İkinci olarak, bu olayla anlatılan kader İslam´ın kabul ettiği kader değildir, Kaderiye´nin/Kadercilerin kabul ettiği kaderdir. Çünkü Kaderiye kaderi; her şeyin Allah tarafından yazılıp gerçekleştirildiği, insanın elinde hiçbir şeyin bulunmadığı, yazılanlara göre hareket etmeye mecbur olduğu şeklinde anlarlar. Bu sebeple bu anlayışa ayna zamanda Cebriye adı verilir ve Cebriye´nin bu ümmetin Mecusileri olduğu söylenir. Yani onlar müslüman bile sayılamazlar. İslam´daki kader anlayışı ise böyle değildir, o; olacak olan her şeyin ezelden beri Allah´ın bilgisi dahilinde bulunduğu, rast gele olmadığı, bir sebepler zincirine bağlı olduğu, insanın sorumlu tutulduğu hareket alanını ise kendi iradesiyle seçtiği, yaptıklarının Allah´ın bilgisinin zorunlu sonucu olmadığı, yani Allah öyle bildiği için öyle yapmadığı, aksine öyle yapacağı için Allah´ın öyle bildiği esasına dayanır. Yani kendi kaderinde insan iradesinin etkisi vardır ve bir bakıma insan kendi kaderini kendi tayin eder. Ancak bu alan bütüne göre çok dar bir alandır, ayrıca kaderin anlaşılması gerçekten de kolay değildir. Bu sebeple kader bir iman alanıdır, bilim alanı değildir. Netice olarak bu ve benzeri haberler olsa olsa bize şunu gösterirler: Bilim adına konuşup bazı iman esaslarının gerçek olmadığını söyleyen insanlar, bilimin sonuçlarıyla değil, kendi ön yargıları ideolojik kabulleriyle konuşmaktadırlar. Bilimin iman esaslarını inkâr etmesi mümkün değildir. Öyleyse bilimin bu esasları ispat çabası da inkâr iddiası gibi anlamsızdır. Tarafsız bir bilim kendi alanında konuşur, objektiftir, ideolojik olmaz. Bu sebeple bilimle din esasları arasında asla çatışma da olmaz. Çatışma, ideolojik bilimle ideolojik din arasında görülebilir. Faruk Beşer
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    bu konuya yorum ekle

    lütfen yorum yazarken form kurallarını dikkate alalım

    arrow

    • *
    • *
    • *

    lütfen * ile belirtilen alanları boş bırakmayın

    • Tamamı Büyük harflerden oluşan yorumlar yayınlanmaz.
    • Bu konuya beş dakika içerisinde sadece bir adet yorum yazabilirsiniz.
    • T.C. yasalarına aykırı, hakaret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır.
    • Yorumlarla ilgili hukuki yaptırımlardan Faruk Beşer sorumlu tutulamaz.
    • Konu dışı farklı soruların yöneltildiği yorumlar yayınlanmaz.
    • Çok fazla dil bilgisi hatası içeren yorumlar yayınlanmaz.
    • HTML kodu girenlerin yorumları yayınlanmaz ip'leri banlanır